Farklılıklar üzerine gözlemler, düşünceler…
Kategori: (Lumaca) Yazan: arzum, 14-12-2010
Bir zamandır bu konu üzerine daha da çok düşündükçe, okudukça, çalıştıkça… İnsanları, liderleri, takımları farklılıkların yarattığı çatışmalardan, sağlıkla, zenginleşerek geçirmeye didindikçe… Farkettim ki, gözüm farklılık bakar, kulağım farklılık duyar, burnum farklılık koklar oldu. Dikkatimi cezbediyor haliyle gündelik hayatımda farklılık üzerine geçenler. Öyle büyük büyük, politikanın kirli kirli gölgelediği büyük farklılıklardan bahsetmiyorum bile. Basit, gündelik, her gün önümüzde cereyan eden vakalardan bahsediyorum.
Benim dikkatim, bir insanın farklılıkla ilgili duruşunu, görüşünü nelerin, nasıl şekillendirdiğine takılıyor daha çok.
Bazen yöneticilere, liderlere koçluk yapıyorum, bazen takımlarla çalışıyorum çeşitli şekillerde. Özellikle takımlarla çalışırken farklılıklar baş köşede oturuyor. Bazen de eşle-dostla sohbet ediyorum, havadan sudan. Son zamanlarda duyduklarım ya da tanık olduklarım arasında beni şaşırtan şeyler var. Bir sürü soru sormama neden oldular kendime. Soruyordum da, beni rahatsız edenin ne olduğunu tam da anlayamıyordum. Bu sabah spor yaparken, sporuma eşlikçi sohbet, beni rahatsız edeni bulmama yardımcı oldu.
Beni şaşırtan olaylardan ilki; İstanbul’un ayrıcalıklı özel üniversitelerinden birinde, yine İstanbul’un ayrıcalıklı özel Amerikan kolejlerinden mezun bir hukuk öğrencisinin yaşam ve eğlence biçiminin endişelendirdiği babasıyla sohbetimde duyduklarım. Dedi ki, kuşak farkından muzdarip, oğlunu anlamaya çalışan baba; “bizim oğlan ve arkadaşları hep erkek erkeğe geziyorlar, şaşırıyorum. Sorunca dedi ki bizim oğlan; kızlar muhabbeti bozuyor baba…” İşin haremlik-selamlık, vs. gibi gündemdeki meselerle hiç ilgisi yok yani, sakın aklınıza bunlar gelmesin. Da… takıldı benim aklıma bu konu… Gençtirler, değişir, bir erkek-erkeğe muhabbet hevesi, tam da yaşı deyip geçebilirdim. Geçemedim aklımın bir köşesinde kaldı.
Sonra bir gün bir takımla farklılıklar üzerine çalışırken, örnek veren bir katılımcı “kadın aklıyla” diye bir söylem kullandı. Kastı kötü değildi sanki, kadınların farklılıklarına gönderme yapmaya çalışıyordu ama kullandığı zehirli iletişim dili, kadına yönelik, kadın cinsinin hayatı algılayış, yaşayış biçimine yönelik “küçümseme”… Bu da aklıma takıldı…
Çocukları gözledim, erkek çocukları, kız çocukları… Çocuk akıllarıyla neler öğrenip, neleri sisteme kaydettiklerine baktım. Ne basit, önemsiz davranışların, nasıl “ötekileştirme” öğretme potansiyeli olduğuna dikkat ettim. Gözüme bayağı zor göründü ne yalan söyleyeyim; nasıl “ötekileştirme”den gururla kendi olmayı öğreteceğimiz çocuklara… “Inception” geliyor aklıma… neyse ama, o bambaşka ve upuzun bir konu.
Bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti, hayatlarına, görüşlerine değme fırsatı bulduğum bireyler. “Farklılıkla” en zor başedenlerin, kullandıkları dil, yaptıkları seçimler…
Neyse konuyu dağıtmadan kafamda aydınlanan soruya ve beni rahatsız eden konuya geleyim. Doğadaki en temel, kendinden varolan fark; kadın ve erkek. Farklılar elbette. Burda bu iki cinsin birbirine benzeşme çabalarını desteklemek ya da yermek niyetini taşımıyorum. O başka bir zamanın, belki başka bir yazının işi. Benim niyetim, bu temel farkı görmeyi, anlamayı ve kabullenmeyi reddeden, doğadaki bu en temel farkla başedemeyen, bunun zenginliğini göremeyen, bu farkla birarada durmayı istemeyen bir insanın, başka farklılıklarla nasıl başedeceğine dair endişemi paylaşmak.
“Çokseslilik” diyoruz biz, bu hayalle yaşıyorum ben, hele son bir senedir çok yoğun. Liderlere, takımlara anlatmaya çalışıyorum, tadını göstermeye çabalıyorum. Bazen gözlerim doluyor mutluluktan, bazen nefesim tıkanıyor üzüntüden, sıkıntıdan…
Türkiye’nin halini gördükçe, üzüntüm boğuyor beni…
Ama ben gençlere inanıyorum, geleceğe inanıyorum. Geçmişle uğraşanlardan değilim, geleceği kurgulamaya bakarım, yeni hayatlar ekmeye inanırım. “Inception”…
Gençlere inanmaya devam etmek istiyorum, yeniden umut hissetmek istiyorum. Facebook’a koyduğunuz alıntı deyişlerde değil hayat! Hayatınıza neyi almaya izin verdiğinizde, neyi deneyimlemeyi, yaşamayı seçtiğinizde, neye cesaret gösterdiğinizde… diye haykırmak istiyorum…
Bugün Radikal’da Akif Beki sorgulamış; “ötekini” hayatına almanın getireceği kendini ve diğerini sorgulama yorgunluğuna değer mi…” diye…
Değecine inanmaya devam etmek istiyorum.


